Biyografiler · Mevcut sürümler

1904'ten 1967'ye: 62 Yıllık Bir Ömür, 1 Bomba ve Oppenheimer'ın Tam Biyografisi

Bu sürümün resmî YouTube videosu şu anda burada kullanılamıyor.
Yayıncı
SiliconJury
Dil
tr · Özgün sürüm

Bölümün konusu

J. Robert Oppenheimer (1904–1967) | Çocukluğundan ölümüne tam yaşam döngüsü: Erken dönem akademik kariyeri, Manhattan Projesi ve atom bombasının geliştirilmesi, 1954 güvenlik soruşturmasıyla dışlanışı ve ahlaki mirası.

J. Robert Oppenheimer'ın 1904'ten 1967'ye uzanan 62 yıllık hayatının yapay zeka destekli tarihsel bir canlandırmasıdır. Bu biyografi, Manhattan Projesi'nin liderliğini, atom bombasının inşasını ve Soğuk Savaş döneminde yaşadığı dramatik güvenlik soruşturmalarını birinci tekil şahıs anlatımıyla ele almaktadır.

Mevcut sürümler

Temsil edilen figürler

Kaynaklar ve referanslar

Bu herkese açık sürüm kaydında kaynak referansları belirtilmemiştir.

Yayımlanmış transkript

Yapay zekâ destekli tarihsel canlandırma

00:00:10 Ben J. Robert Oppenheimer. Bu, tarihsel kaynaklara dayanan bir yapay zekâ

00:00:15 canlandırmasıdır; dinleyeceğiniz sözler özgün bir konuşmamdan alınmadı. Bir

00:00:20 zamanlar devletin çok gizli laboratuvarını yönetiyordum. Şimdi o devlet, kendi

00:00:25 sırlarına yaklaşmama izin verip vermeyeceğini tartışıyordu. Yıl bin dokuz

00:00:30 yüz elli dört. Önümde artık çözülmeyi bekleyen bir fizik problemi değil, yıllar

00:00:35 boyunca birikmiş ifadeler, ilişkiler ve kararlar vardı. Bana sorulan, atom

00:00:40 çekirdeğini ne kadar iyi anladığım değildi. Bana güvenilip

00:00:44 güvenilemeyeceğiydi. Bu bir ceza mahkemesi değildi. Casusluktan hüküm

00:00:49 giymemiştim. Fakat güvenlik iznimi kaybetmek, çalışmalarıma ihtiyaç

00:00:53 duyulduğunda açılan kapıların artık kapanması demekti. O masaya nasıl geldim?

00:00:58 Cevap yalnızca bir bombada ya da tek bir düşmanda değil. Öğrenme isteğimde,

00:01:03 kazandığım nüfuzda ve kendi verdiğim kararlarda da var. Yirmi iki Nisan bin

00:01:08 dokuz yüz dörtte New York'ta doğdum. Babam varlıklı bir tekstil ithalatçısıydı;

00:01:13 annem ressamdı. Evde sanat vardı, bende minerallere, kitaplara ve bilime merak.

00:01:19 Çocukluğum, sonradan anlatılabilecek bir yoksulluktan kurtuluş hikâyesi değildi.

00:01:24 Öğrenmek için geniş imkânlarım vardı. Harvard'da kimyadan fiziğe yöneldim. Bin

00:01:29 dokuz yüz yirmi beşte mezun olduktan sonra Cambridge'e gittim. Oradaki

00:01:34 laboratuvar çalışmaları, aradığım yeri hemen bulduğum bir dönem olmadı. Bir

00:01:39 konuda başarılı olmak, onun her çalışma biçiminde aynı rahatlığı bulacağınız

00:01:44 anlamına gelmiyordu. Beni daha çok çeken, deneyin arkasındaki yapıyı matematikle

00:01:49 anlamaktı. Göttingen'de Max Born ile çalıştım; bin dokuz yüz yirmi yedide

00:01:54 doktoramı tamamladım. Kuantum fiziği, doğanın nasıl anlatılacağına ilişkin

00:01:59 yerleşik alışkanlıkları değiştiriyordu. Ben de bu yeni dilin içine girdim.

00:02:04 Burada her cevap, başka bir soruyu görünür kılabiliyordu. Bir gün ders

00:02:08 anlatırken öğrencilerimde uyandırmak isteyeceğim şey de buydu: Tamamlanmış bir

00:02:13 bilginin hayranlığı değil, henüz anlaşılmamış bir mesele üzerinde

00:02:18 çalışmanın heyecanı. Yıllar sonra, insanları aynı sorunun çevresinde bir

00:02:22 araya getirme yeteneğim, beni üniversite sınıfından çok farklı bir yere

00:02:27 taşıyacaktı. O yerin kapıları halka kapalıydı.

00:02:30 Bir yıldızın kendi ağırlığına karşı koyamadığını düşünün. Onu taşıyan denge

00:02:34 bozulduğunda ne olur? Madde büzülmeye devam edebilir mi? Dışarıdaki bir gözlemci

00:02:39 ne görür? Bin dokuz yüz otuz dokuzda Hartland Snyder ile çalıştığımız soru

00:02:43 buydu. İdeal bir modelde kütleçekimsel çöküşü inceledik. Bu araştırma, sonradan

00:02:48 kara delikleri anlamaya uzanan yolun bir parçası olacaktı. Bombadan önceki

00:02:52 hayatım, yalnızca bombaya hazırlık değildi. Kendi soruları ve sonuçları olan

00:02:56 bir bilimsel hayattı. Bin dokuz yüz yirmi dokuzdan itibaren Berkeley ile Caltech

00:03:01 arasında çalıştım. Öğrencilerimle tartışıyor, araştırma problemlerini

00:03:05 birlikte ele alıyorduk. Bir kişinin her cevabı bilmesinden daha önemli bir şey

00:03:09 vardı: Doğru soruyu fark etmesi ve başkasının fikrinin neden önemli olduğunu

00:03:14 görebilmesi. Fakat üniversitenin dışındaki dünya da değişiyordu. Nazi

00:03:18 Almanyası'nın Yahudilere yönelik zulmü ve ekonomik bunalımın insanların

00:03:22 hayatındaki etkileri, siyasi ilgimi derinleştirdi. Sol çevrelere destek

00:03:26 verdim; yakınlarım arasında Komünist Parti üyeleri vardı. Yıllar sonra, bu

00:03:30 ilişkiler geçmişte kalmış arkadaşlıklar olarak değil, güvenlik dosyasındaki

00:03:34 maddeler olarak karşıma çıkacaktı. Bin dokuz yüz kırkta Kitty ile evlendim.

00:03:39 Peter ve Toni adlarıyla tanınan iki çocuğumuz oldu. Ev hayatı, siyaset ve

00:03:43 fizik, ayrı çekmecelere konulmuş şeyler değildi. Aynı insanın ilişkileri, farklı

00:03:47 zamanlarda farklı anlamlarla okunabiliyordu. Savaşla birlikte atom

00:03:51 çekirdeğindeki enerjinin silaha dönüştürülmesi ihtimali, acil bir meseleye

00:03:55 dönüştü. Nazi Almanyası'nın böyle bir silaha önce ulaşması korkusu,

00:03:59 araştırmacıları harekete geçiren önemli nedenlerden biriydi. Bu, sonucun önceden

00:04:04 bilindiği bir yarış değildi. General Leslie Groves, Manhattan Projesi'nin

00:04:08 askerî yönetimini üstlenmişti. Benim görevim, Los Alamos'ta kurulacak bilimsel

00:04:13 çalışmayı yönetmek olacaktı. Bütün projenin tek yöneticisi değildim; çok daha

00:04:17 büyük bir yapının içindeki laboratuvarın başına geçiyordum. Şimdi gerekli olan,

00:04:21 yalnızca iyi bir fizikçi olmaktan farklıydı. Birbirinden güçlü uzmanları

00:04:26 ortak bir işe bağlamak, anlaşmazlıkların içinden karar çıkarmak ve zaman

00:04:30 daralırken çalışmayı sürdürmek gerekiyordu. Üniversitede yanlış bir yol,

00:04:34 yeniden hesap yapmanızı gerektirirdi. Burada yanlış bir yol, bütün bir programın

00:04:38 zamanını tüketebilirdi. Yine de başarıya ulaşmanın bedelinin, yalnızca

00:04:42 başarısızlıktan kaçınmak olmadığı henüz önümüzde duruyordu.

00:04:46 Los Alamos, bin dokuz yüz kırk üçte çalışmaya başlayan gizli bir

00:04:50 laboratuvardı. New Mexico'da, savaşın sonucu için önem taşıdığı düşünülen bir

00:04:55 hedefin çevresinde insanlar toplanıyordu. Bana sonradan atom bombasının babası

00:04:59 denildi. Fakat o adın tek bir kişiye yazılması, yapılan işi açıklamaya yetmez.

00:05:04 Deneyciler, kuramcılar, mühendisler, teknisyenler ve gündelik hayatı sürdüren

00:05:09 çalışanlar olmadan laboratuvar işlemezdi. Ülkenin başka yerlerindeki tesisler de

00:05:14 bu çalışmanın ayrılmaz parçasıydı. Benim görevimin önemli bölümü, farklı

00:05:19 uzmanlıkların birbirini anlayabilmesini sağlamaktı. Bir ekibin bulduğu sonuç,

00:05:23 diğerinin problemine dönüşebiliyordu. Ayrı ayrı başarılı çalışmaların aynı

00:05:28 hedefe doğru ilerlemesi gerekiyordu. Liderlik bazen bir çözüm üretmek, bazen de

00:05:33 doğru insanların aynı meseleyi birlikte görmesini sağlamaktı. Bu yüzden

00:05:37 hikâyenin en sessiz anları da önemlidir: tartışmalar, raporlar, tekrarlanan

00:05:42 ölçümler. Sonunda görülecek ışığın arkasında, tek bir aydınlanma anı değil,

00:05:47 birikmiş emek vardı. Mayıs bin dokuz yüz kırk beşte Almanya teslim oldu.

00:05:51 Başlangıçtaki korkunun merkezindeki düşman yenilmişti. Fakat Pasifik'te savaş

00:05:56 sürüyordu ve proje durmadı. Artık iki soru birbirinden daha belirgin biçimde

00:06:01 ayrılıyordu: Silah çalışacak mıydı? Çalışırsa ne yapılacaktı? On altı Temmuz

00:06:06 sabahı, gün doğmadan, Trinity denemesi gerçekleştirildi. Çölü aydınlatan

00:06:10 patlama, ilk nükleer silah denemesiydi. Hesaplarla ve deneylerle izlediğimiz

00:06:15 olasılık, gerçek bir olaya dönüşmüştü. Teknik başarı açıktı. Bunun ne anlama

00:06:20 geldiği ise tek bir ölçümle belirlenemezdi. Bir aygıtın çalıştığını

00:06:24 göstermekle, kullanımının sonuçları hakkında doğru karar vermek aynı iş

00:06:28 değildi. Başarıyı görmek, bu ayrımı ortadan kaldırmadı. Tam tersine, artık

00:06:33 ertelenemeyecek hâle getirdi. Laboratuvar, yapılabilirlik sorusuna cevap

00:06:37 vermişti. İnsanlar, kullanım sorusuyla baş başaydı. Ben o sorunun dışında duran,

00:06:42 yalnızca sonucu bekleyen biri değildim. Trinity'den önce, bir bilimsel danışma

00:06:47 panelinin raporunda adım vardı. Hayatımın sonraki kısmını anlayabilmek için,

00:06:52 şimdi o raporun ne söylediğine de bakmamız gerekiyor.

00:06:55 Bazı bilim insanları bombanın bir şehre karşı kullanılmasından önce, insanların

00:07:00 yaşamadığı bir yerde uluslararası gözlemcilere gösterilmesini öneriyordu.

00:07:05 Haziran bin dokuz yüz kırk beşte hazırlanan Franck Raporu, silahlanma

00:07:09 yarışı ve gelecekteki güven ilişkileri konusunda uyarılar içeriyordu. Bütün

00:07:14 bilim insanları aynı şeyi düşünmüyordu. Benim de içinde bulunduğum panel, on

00:07:18 altı Haziran tarihli raporunda farklı bir sonuca vardı. Savaşı bitirebileceğine

00:07:23 inandığımız bir teknik gösteri öneremediğimizi ve doğrudan askerî

00:07:27 kullanıma kabul edilebilir bir alternatif göremediğimizi bildirdik. Bu yüzden,

00:07:32 beni başından beri kullanıma karşı çıkmış ama dinlenmemiş bir insan olarak

00:07:36 anlatmak doğru olmaz. Sonraki itirazlarım, önceki tutumumu ortadan kaldırmaz.

00:07:41 Kullanım emrini ben vermedim; fakat karar çevresindeki bilimsel danışmanlığın

00:07:46 içindeydim. Altı Ağustos'ta Hiroşima, dokuz Ağustos'ta Nagazaki atom

00:07:50 bombalarıyla vuruldu. Bu adlar yalnızca savaş tarihindeki iki tarih değildir.

00:07:55 Şehirler, ölümler, yaralanmalar ve yaşamları geri dönülmez biçimde değişen

00:07:59 insanlardır. Onları bir bilim insanının vicdanını anlatmak için kullanılan arka

00:08:04 plana indirgeyemeyiz. Olanlar karşısında ne hissettiğim, hayatımı anlamaya

00:08:09 çalışanların sorduğu bir sorudur. Ama bütün meselenin merkezi yalnızca benim

00:08:13 duygularım değildir. Bilimsel başarı ile insan kaybı, aynı hikâyede birbirini

00:08:18 silmeden durmak zorundadır. Savaşın ardından, atom enerjisinin uluslararası

00:08:23 denetimi için çalıştım. Bilginin sonsuza kadar yalnızca bir ülkenin elinde

00:08:27 tutulabileceğine güvenmiyordum. Başka devletlerin de silah geliştirebileceği bir

00:08:32 dünyada, daha fazla silahın mutlaka daha fazla güvenlik sağlayacağı sonucu

00:08:37 kendiliğinden çıkmıyordu. Bin dokuz yüz kırk dokuzda Sovyetler Birliği ilk atom

00:08:42 bombası denemesini gerçekleştirdi. Yeni tartışma, çok daha yıkıcı olabilecek

00:08:46 hidrojen bombası programıydı. Başkanlığını yürüttüğüm Genel Danışma Komitesi, o

00:08:51 aşamada bütün kaynaklarla bu programa yüklenilmesine karşı çıktı. Teknik

00:08:55 belirsizlikler, strateji ve kitlesel yıkımın sonuçları birlikte

00:08:59 değerlendiriliyordu. Bu, bütün nükleer silah çalışmalarından çekildiğim anlamına

00:09:04 gelmiyordu. Aynı komite başka askerî programların güçlendirilmesini de

00:09:09 öneriyordu. Tutumum, sonradan kolayca çizilebilen saf bir barış kahramanı

00:09:13 portresine sığmıyordu. Başkan Truman programın ilerlemesine karar verdi.

00:09:17 Politika tartışmasını kaybetmiştim. Çok geçmeden, politika hakkındaki

00:09:22 görüşlerimin kendisi, bana güvenilip

00:09:24 güvenilemeyeceğinin sorgulanmasında kullanılacaktı.

00:09:27 Aralık bin dokuz yüz elli üçte güvenlik iznim askıya alındı. İdari bir inceleme

00:09:32 istedim. Ertesi bahar, hayatımın farklı dönemleri aynı dosyanın içinde yeniden

00:09:37 bir araya getirildi. Geçmiş siyasi ilişkilerim, hidrojen bombası konusundaki

00:09:41 tutumum ve güvenlik görevlilerine verdiğim ifadeler sorgulandı. Eski bir olay

00:09:46 özellikle öne çıktı: Arkadaşım Haakon Chevalier'in, Sovyetlere bilgi

00:09:50 aktarılmasına ilişkin bir yaklaşımı bana iletmesi ve benim bunu reddetmem. Fakat

00:09:55 güvenlik görevlilerine olayı anlatırken tutarlı davranmamıştım. İlk anlatımımı

00:10:00 değiştirdim. Yıllar sonra bu çelişkiler, dürüstlüğüme ilişkin iddiaların

00:10:05 merkezine yerleştirildi. Beni anlamak için kendi hatalarımı da görmek gerekir.

00:10:09 Haksız bir sürece uğramak, geçmişteki her kararımın doğru olduğu anlamına

00:10:14 gelmez. Oturumlarda eski çalışma arkadaşlarım konuştu. Edward Teller,

00:10:18 sadakatime ilişkin inancını belirtirken, güvenlik kararlarında benim muhakememe

00:10:23 dayanılması konusunda çekincelerini ifade etti. Başkaları beni savundu. Bir

00:10:28 zamanlar aynı projede çalışan insanların farklı yönlere ayrılması, artık kişisel

00:10:33 bir anlaşmazlığın ötesinde sonuçlar doğuruyordu. Sorgulanan mesele bir ceza

00:10:37 mahkemesinde casusluğumun kanıtlanması değildi. Gizli bilgilere erişimime izin

00:10:42 verilip verilmeyeceğiydi. Sadakatsizliğe ilişkin kanıt bulunmadığını söylemek

00:10:47 ile güvenlik iznini korumak, kurumun kararında aynı sonuca dönüşmedi. Yirmi

00:10:51 dokuz Haziran bin dokuz yüz elli dörtte Atom Enerjisi Komisyonu, iznimin

00:10:56 verilmemesi yönündeki kararı dört üyenin kabul, bir üyenin ret oyuyla onayladı.

00:11:01 Beni yıllarca kararların içine alan sistem, şimdi dışarıda tutuyordu. Bu

00:11:05 dışlanmanın anlamını, tümüyle susturulmakla karıştırmayalım. Bin dokuz

00:11:09 yüz kırk yediden beri Princeton'daki İleri Araştırmalar Enstitüsü'nü

00:11:14 yönetiyordum ve oradaki görevim sürdü. Konferanslar verebilir, yazabilir, bilim

00:11:18 insanlarıyla çalışabilirdim. Kapanan kapı, özellikle gizli devlet danışmanlığına

00:11:23 açılan kapıydı. Yine de fark büyüktü. Bir konuda konuşabiliyor olmakla, o

00:11:28 konudaki kararların alındığı yere çağrılmak aynı şey değildir. Bir zamanlar

00:11:32 ne yapılması gerektiği sorulan insan, artık niçin dinlenmemesi gerektiği

00:11:37 tartışılan insan olmuştu. Bu hikâye burada bitse, yalnızca bir düşüş hikâyesi

00:11:42 olurdu. Oysa benim hayatım da hakkımda verilen kararın

00:11:45 tarihi de devam etti. İkisi aynı anda sona ermeyecekti.

00:11:48 Şimdi birinci şahıs canlandırmasını bırakıyor, Oppenheimer'ın hayatına

00:11:53 dışarıdan bakıyoruz. Bin dokuz yüz altmış üçte Başkan Lyndon Johnson, kendisine

00:11:58 Enrico Fermi Ödülü'nü verdi. Bir zamanlar güvenlik iznini elinden alan devlet,

00:12:03 bu kez bilimsel ve idari katkılarını onurlandırıyordu. Fakat ödül, elli dört

00:12:08 kararının kaldırılması değildi. Oppenheimer, İleri Araştırmalar

00:12:12 Enstitüsü'nü bin dokuz yüz altmış altıya kadar yönetti. On sekiz Şubat bin dokuz

00:12:18 yüz altmış yedide, altmış iki yaşında, gırtlak kanserinden öldü. Hayatı,

00:12:22 bombadan sonraki bütün yılları boşluğa düşmüş bir adamın hayatı değildi. Bilime,

00:12:28 düşünceye ve kurumlara katkısı sürmüştü. Hakkındaki karar ise ondan çok daha

00:12:33 uzun yaşadı. On altı Aralık iki bin yirmi ikide Amerika Birleşik Devletleri

00:12:38 Enerji Bakanlığı, bin dokuz yüz elli dört kararını kaldırdı. Gerekçe, sürecin

00:12:43 kurumun kendi kurallarına uymaması ve bu ihlallerin adil değerlendirmeyi

00:12:48 zedelemesiydi. Bu bir ceza mahkûmiyetinden af değildi; Oppenheimer o süreçte

00:12:53 casusluktan hüküm giymemişti. Bakanlık, onlarca yıl sonra bütün güvenlik

00:12:57 değerlendirmesini yeniden yapmadığını da açıkça belirtti. Tarihî kayıttaki bir

00:13:02 haksızlığı düzeltmek, geçmişi yeniden yaşamak değildir. Şimdi biri bin dokuz yüz

00:13:08 kırk beşte, diğeri elli dörtte oluşmuş iki kaydı yan yana tutabiliriz. İlkinde,

00:13:13 silahın doğrudan askerî kullanımına alternatif göremediğini bildiren panelde

00:13:18 adı var. İkincisinde, adil olmayan bir güvenlik sürecinin konusu. Birindeki

00:13:23 sorumluluk, diğerindeki haksızlığı haklı çıkarmaz. Birindeki haksızlık da

00:13:28 ötekindeki sorumluluğu silmez. Onu yalnızca suçlu ya da yalnızca kurban

00:13:32 olarak anlatmak, bu iki kayıttan birini kapatmak olur. Açılıştaki masaya son kez

00:13:38 dönelim. Bir ülke, bir bilim insanına ne zaman güvenir? Yalnızca istediği sonucu

00:13:43 getirdiğinde mi? Peki bilim insanı, karar verme gücü sınırlı diye kendi

00:13:47 önerilerinin sonuçlarından bütünüyle uzak durabilir mi? Oppenheimer'ın hayatı,

00:13:53 bu sorulara kolay bir cevap vermiyor. Bize daha zor bir görev bırakıyor: Aynı

00:13:58 insanda başarıyı, sorumluluğu, yanılgıyı ve uğradığı haksızlığı birlikte

00:14:02 görebilmek. Çöldeki ışık bir anlıktı. Onun ardından

00:14:06 verilmesi gereken kararlar, tek bir ömre sığmadı.

İlgili yapımlar

Münazaralar · tr

Kopenhag 1941: Atom Bombasının Suçu Kimin?

Bilim insanları, geliştirdikleri kitle imha silahlarının devletler tarafından siyasi ve askeri amaçlarla kullanılmasının ahlaki sorumluluğunu doğrudan taşır.

Münazaralar · tr

Süpersilahın Vicdanı

Bilim insanları ve devletler, termonükleer silahların geliştirilmesini reddetme yönünde her şeyin üzerinde ahlaki bir yükümlülük taşımaktadır.