Biyografiler · Mevcut sürümler

İlber Ortaylı: Bir İnsan Bu Kadar Şeyi Nasıl Öğrenir?

Bu sürümün resmî YouTube videosu şu anda burada kullanılamıyor.
Yayıncı
SiliconJury
Dil
tr · Özgün sürüm

Bölümün konusu

İlber Ortaylı: Ömür Boyu Öğrenme ve Tarihçilik Serüveni

Türkiye'nin önde gelen tarihçilerinden İlber Ortaylı'nın engin bilgi birikimine nasıl ulaştığını inceleyen, yapay zeka destekli bir biyografik rekonstrüksiyondur. Ortaylı'nın dil öğrenimi, araştırma yöntemleri ve tarih felsefesi kendi anlatımıyla ele alınmaktadır. Otobiyografik bir kayıt veya özel anı beyanı değildir, belgelenmiş açık kaynaklara dayanmaktadır.

Mevcut sürümler

Temsil edilen figürler

Kaynaklar ve referanslar

Bu herkese açık sürüm kaydında kaynak referansları belirtilmemiştir.

Yayımlanmış transkript

Yapay zekâ destekli tarihsel canlandırma

00:00:10 Ben İlber Ortaylı. Dinleyeceğiniz bu metin, hayatıma ve çalışmalarıma dair

00:00:16 kaynaklardan hareketle yapay zekâ marifetiyle hazırlanmış bir

00:00:20 canlandırmadır; doğrudan kayda alınmış şahsi sesim değildir. İnsanlar

00:00:25 ekseriyetle bir tarihçiyi ömrünün kemal çağında; kürsülerde, konferans

00:00:30 salonlarında ya da ciltlerce kitabın ardında tanır. Bir sual tevcih edilir;

00:00:35 zihniniz bir anda başka bir asra, bambaşka bir coğrafyaya uzanır. Dışarıdan

00:00:40 bakan için bu zahmetsiz bir ezber gibi görünebilir. Oysa o birkaç dakikalık

00:00:46 muhakemenin arkasında, kütüphanelerde çürütülen dirsekler, tozlu vesikalar ve

00:00:51 yetmiş küsur yıllık bir ömür vardır. Bir insanın bunca malumatı nereden

00:00:56 devşirdiğini anlamak için, herkesin bildiği o şöhretli yıllardan değil; henüz

00:01:02 hiçbir unvanın, hiçbir kitabın olmadığı o sessiz başlangıçtan yola çıkmak

00:01:07 gerekir. Benim hikâyem İstanbul’da, bir sarayda başlamadı. Yirmi bir Mayıs bin

00:01:12 dokuz yüz kırk yedi... İkinci Cihan Harbi’nin hemen ertesinde, Avusturya’nın

00:01:18 Bregenz kentindeki bir mülteci kampında dünyaya geldim. Kırım Tatarı bir ailenin

00:01:23 çocuğu olarak... İki yaşımdayken Türkiye’ye hicret ettik. Doğduğum

00:01:28 topraklar başka, köklerimin uzandığı Kırım başka, büyüyeceğim memleket başkaydı.

00:01:34 Bu üç durağı bir biyografide peş peşe okuyup geçebilirsiniz: Avusturya, Kırım ve

00:01:39 Türkiye. Oysa her biri bambaşka bir dünyanın kapısını aralar. Daha kendi

00:01:44 lisanını dahi seçemeyecek yaştaki bir çocuğun dünyasına, birden fazla vatan ve

00:01:50 birden fazla kültür düşmüştü. Elbette bir doğum yeri insanın istikbalini tek

00:01:55 başına tayin etmez; lakin dünyaya nereden bakacağını fısıldar. İlk ve orta

00:02:01 tahsilim İstanbul ile Ankara arasında geçti. Bin dokuz yüz altmış beşte Ankara

00:02:06 Atatürk Lisesi’ni ikmal ettim. O sıralarda oturan genç için henüz 'profesör'

00:02:11 unvanı yoktu, raflarda bekleyen kitaplar yoktu; yalnızca öğrenmeye teşne, merak

00:02:17 eden bir zihin vardı. Bir insanın sonraki muvaffakiyetlerini peşinen cebine

00:02:22 koyarsanız, o yolu yürürken çektiği zahmeti ve hakiki hikâyeyi yok edersiniz.

00:02:28 Bregenz’den İstanbul’a, oradan Ankara’ya uzanan bu hat; ileride Viyana’ya ve

00:02:33 Chicago’ya da varacaktı. Fakat uzak şehirlere gitmek tek başına insanı âlim

00:02:39 kılmaz. Asıl mesele, o şehirlerin kütüphanelerinde hangi suallerin peşine

00:02:44 düşeceğiniz ve hangi metinlerle yüzleşeceğinizdir.

00:02:47 Ankara Üniversitesi’nde Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde ve tarih bölümünde eğitim

00:02:53 aldım. Bir tarafta kurumlar, yönetim ve toplum; diğer tarafta geçmişin nasıl

00:02:58 araştırılacağı vardı. Bu iki yol, sonraki çalışmalarımda birbirinden kopmadı.

00:03:04 Ardından Viyana’da Slav dilleri ve Doğu araştırmalarıyla ilgilendim. Chicago

00:03:09 Üniversitesi’nde yüksek lisans çalışmamı Halil İnalcık’la yaptım. Bunlar

00:03:15 yalnızca özgeçmişe yazılacak şehir adları değildir. Aynı kişinin, farklı

00:03:20 akademik çevrelerde yeniden öğrenci olması demektir. Benimle ilgili anlatılarda

00:03:25 sık sık bildiğim diller sıralanır. Fakat bir liste, o dillerin çalışma masasında

00:03:31 ne işe yaradığını anlatmaz. Almanca, Rusça ya da Farsça bilmek, yalnızca başka

00:03:37 bir dilde konuşabilmek değildir. Bir metne, araya başka birinin açıklamasını

00:03:42 koymadan yaklaşma imkânıdır. Yine de kelimeleri çözebilmekle, metni anlamak

00:03:47 aynı şey değildir. Bunu basit bir örnekle düşünelim. Eski bir belgede tanıdık

00:03:53 bir unvan görüyorsunuz. Bugün o kelimeyi kullanıyor olmanız, o dönemde aynı

00:03:58 yetkileri anlattığını göstermez. Kim yazmış? Kime yazmış? Hangi tarihte?

00:04:03 Karşılaştırılabilecek başka kayıt var mı? Bunlar, tek bir kelimenin arkasından

00:04:09 çıkan yeni sorulardır. Bu varsayımsal örnek, tarihçilik eğitimindeki temel

00:04:14 ayrımı görünür kılıyor: Başkasının yazdığı cevabı öğrenmek başka, o cevabın

00:04:20 hangi kanıta dayandığını araştırmak başkadır. Chicago’daki çalışmamı yalnız

00:04:25 başına yetişmiş bir insanın hikâyesi olarak anlatamayız. Öğretmenler,

00:04:30 üniversiteler, kütüphaneler ve tartışma ortamları bu yolun içindeydi. Bir adın

00:04:36 tanınır hâle gelmesi, arkasındaki bütün diğer adları silmez. Öğrenme

00:04:40 yolculuğumun bir başka parçası da seyahatti. Yükseköğrenim yıllarımda Halep,

00:04:46 Şam, Beyrut, Kudüs ve Amman’ı gördüm. Bir kent, yalnızca kitapta geçen bir ad

00:04:51 olmaktan çıkabiliyordu. Fakat orada bulunmak, geçmişini kendiliğinden

00:04:56 açıklamıyordu; görüleni yine okumayla ve soruyla tamamlamak gerekiyordu. Şimdi

00:05:02 önümde yeni bir eşik vardı. Diller öğrenmek, şehirler görmek, iyi hocalarla

00:05:07 çalışmak önemliydi. Ama araştırmacı olabilmek için bunları kendi sorumun

00:05:12 etrafında bir araya getirmeliydim. O soru, sarayın en gösterişli salonunda

00:05:18 değil, yerel idarenin gündelik işlerinde karşıma çıktı.

00:05:22 Bir imparatorluğu anlatırken önce hangi görüntü gelir? Bir hükümdar, bir savaş,

00:05:27 bir harita. Benim doktora çalışmamın başlığında ise mahallî idareler vardı:

00:05:32 Tanzimat Sonrası Mahalli İdareler. Başlık ilk bakışta kuru gelebilir. Şimdi onu

00:05:38 bir kasabanın içine taşıyalım. Bir yolun onarılması gerekiyor. Talep kime

00:05:43 gidecek? Parayı kim ayıracak? Kararın uygulandığını kim denetleyecek? Bu,

00:05:48 arşivde bulduğum belirli bir olay değil; araştırdığım soruları canlandırmak için

00:05:54 kurulmuş bir örnek. Çünkü bir yönetim, yalnızca en tepesindeki kişinin adıyla

00:05:59 anlaşılmaz. İnsanların onunla nerede ve nasıl karşılaştığı da önemlidir.

00:06:05 Tarihçinin önüne bazen bir savaş planı değil, sıradan görünen bir kayıt gelir.

00:06:10 Doğru sorularla okunduğunda o kayıt, bir kurumun nasıl işlediğini gösterebilir.

00:06:16 Osmanlı Devleti’nde Kadı adlı çalışmamda da mahkemelerin ve kadıların işleyişini

00:06:21 arşiv kaynaklarıyla ele aldım. Bir unvanı tanımakla, o görevin gündelik

00:06:26 hayattaki karşılığını anlamak arasındaki mesafe burada yeniden karşımıza çıkar.

00:06:32 Hangi yetki kime ait? Hangi iş başka bir görevliye bırakılıyor? Bir kurumun adı

00:06:38 aynı kalırken çalışma biçimi değişiyor mu? Bin dokuz yüz yetmiş dokuzda, Osmanlı

00:06:43 İmparatorluğu’nda Alman Nüfuzu üzerine çalışmamla doçent oldum. İmparatorluğun

00:06:49 En Uzun Yüzyılı’nda ise on dokuzuncu yüzyıldaki dönüşümü farklı yönleriyle ele

00:06:54 aldım. Yönetim, hukuk, eğitim ve gündelik hayat, aynı hikâyenin birbirine değen

00:07:00 parçalarıydı. Bir yüzyıl takvimde her zaman yüz yıldır. Kitabın başlığındaki

00:07:05 uzunluk ise takvim hesabı değildi. Bu, bir dönemin içinde biriken değişimlere

00:07:11 bakmanın yoluydu. Eski düzenle yeni kurumları, yalnızca hangisinin önce

00:07:16 geldiğini sıralayarak anlayamazdınız. Bu çalışmalar, sonradan duyacağınız kısa

00:07:21 cevapların arkasındaki uğraşın bir bölümünü gösterir. Hafızada bir tarih

00:07:26 tutmak yetmiyordu. O tarihin başka bilgilerle ilişkisini kurmak, kaynakları

00:07:32 karşılaştırmak ve araştırmayı başkalarının inceleyebileceği bir metne

00:07:36 dönüştürmek gerekiyordu. Fakat kendi hayatımın çizgisi de düz ilerlemedi.

00:07:42 Araştırmalar devam ederken, çalıştığım üniversiteden ayrıldığım bir dönem geldi.

00:07:47 Sonraki duraklarım yalnızca yeni kitaplar değil,

00:07:51 yeni sınıflar ve sonunda bir müze olacaktı.

00:07:54 Bin dokuz yüz seksen üçte üniversitedeki görevimden istifa ettim. Ardından

00:07:59 farklı ülkelerde misafir öğretim üyeliği, seminer ve konferanslarla çalışmayı

00:08:05 sürdürdüm. Bir kurumdan ayrılmakla, araştırmanın ve öğretmenin sona ermesi

00:08:10 aynı şey değildi. Bin dokuz yüz seksen dokuzda profesör oldum ve Ankara

00:08:15 Üniversitesi’nde idare tarihi alanının başına geçtim. Daha sonra Galatasaray

00:08:21 Üniversitesi’nde hukuk tarihi dersleri verdim. Öğretim hayatım, tek bir şehirde

00:08:27 ve tek bir dinleyici topluluğunda geçmedi. Bu yolun başında bir öğrenci olarak

00:08:32 Halil İnalcık’la çalışmıştım. Şimdi ders anlatan taraftaydım. Aradaki değişim

00:08:38 yalnızca unvanda değildi: Araştırırken kendiniz için çözdüğünüz bir meseleyi,

00:08:43 başka birinin takip edebileceği biçimde kurmanız gerekiyordu. Bildiğiniz

00:08:49 ayrıntılar çoğaldıkça, hepsini aynı anda anlatmak çözüm olmuyordu. Sonra iki bin

00:08:55 beş geldi. Topkapı Sarayı Müzesi Başkanlığı görevine başladım. Bu görevi

00:09:00 iki bin on ikiye kadar sürdürdüm. Hikâyenin başındaki göçmen kampını

00:09:05 hatırlayın. Şimdi karşımızda bir saray var. Ama bu, saraya kabul edilen bir

00:09:10 hükümdarın masalı değil. Ben oraya bir hanedanın üyesi olarak değil, bir tarihçi

00:09:16 olarak gelmiştim. Saray, çalışma sorumluluğunun bir parçasıydı. Bir müzeyi

00:09:21 düşünün. Ziyaretçi bir nesnenin önünde durur. Onun pahalı ya da eski olduğunu

00:09:27 öğrenebilir. Fakat bunlar yeterli değildir. Kim yapmış, kim kullanmış, hangi

00:09:33 ihtiyaç için üretilmiş? Nesneyi yalnızca seyretmekle, içinde bulunduğu dünyayı

00:09:38 anlamak arasında yine bir mesafe vardır. Üniversite ile müzenin ortak meselesi

00:09:44 buydu: Bilgiyi korumak ve başka birine ulaştırmak. Bu işi tek kişi yapmaz.

00:09:49 Müzenin çalışanları, araştırmacıları ve koruma uzmanları da hikâyenin içindedir.

00:09:55 Bir yöneticinin biyografisi, kurumun bütün emeğinin yerine geçemez. Fakat müzeye

00:10:01 gelmeyen, üniversitede dersime girmeyen insanlar da vardı. Onlarla nerede

00:10:06 karşılaşacaktık? Bir sonraki sınıfın kapısında öğrenci listesi bulunmayacaktı.

00:10:12 Bazen bir televizyon ekranı, bazen de bir kitapçıdaki raf yeterli olacaktı.

00:10:17 İki bin birde Aydın Doğan Ödülü bana tarih alanında verildi. Gerekçede akademik

00:10:23 çalışmalarımın yanında, tarihi daha geniş kesimlere ulaştırma çabam da yer

00:10:28 alıyordu. Yani halka anlatmak, hayatıma kısa internet videolarıyla sonradan

00:10:33 eklenmiş bir iş değildi. Televizyon programları, konferanslar, kitaplar. Her

00:10:39 birinin dinleyicisi farklıydı. Bir üniversite öğrencisinin bildiği kavramı,

00:10:44 ilk kez tarih programı izleyen birinin de bildiğini varsayamazdınız. Konuyu

00:10:49 basitleştirmekle, açıklamayı anlaşılır kılmak arasındaki fark burada önem

00:10:55 kazanır. Seyahatnamemde İran’dan Balkanlara, Kafkasya’dan Akdeniz’e uzanan

00:11:00 gözlemler bir araya geldi. Türkiye’nin çevresine bakmak, başka ülkeleri yalnızca

00:11:05 arka plan olarak kullanmak değildi. Birbirine değen coğrafyaları birlikte

00:11:11 düşünmekti. Bir kentte gördüğünüz yapı, başka bir kentteki biçimi

00:11:15 hatırlatabilir; benzerliği fark ettikten sonra, gerçekten nasıl bir ilişki

00:11:20 olduğunu araştırmanız gerekirdi. Zaman Kaybolmaz, Nilgün Uysal’ın hazırladığı

00:11:26 söyleşi kitabıydı. Bu kez inceleme konusu yalnızca geçmiş yüzyıllar değil, kendi

00:11:31 hayatımın geçtiği çevreler ve karşılaştığım insanlardı. Bir biyografi,

00:11:36 diploma ve görevleri sıralayabilir. Söyleşide ise bu durakların arasındaki

00:11:42 yaşam da yer bulur. İki bin on dokuzda yayımlanan, Yenal Bilgici’nin hazırladığı

00:11:47 Bir Ömür Nasıl Yaşanır? başka bir soruya açıldı. Artık yalnızca geçmişi nasıl

00:11:53 anlayacağımızı değil, kendi zamanımızı neyle dolduracağımızı konuşuyorduk.

00:11:58 Eğitim, dil, seyahat, kitap, müzik ve insanlarla karşılaşmalar bu konuşmanın

00:12:03 parçalarıydı. Benim yolculuğumu bir başarı formülü diye kopyalamak, hikâyeyi

00:12:09 eksiltir. Herkes aynı öğretmenlere, imkânlara ve yolculuklara sahip değildir.

00:12:14 Bu yaşamdan alınabilecek şey, bütün durakları tekrarlama zorunluluğu değil;

00:12:19 öğrenmenin tek bir yaşa, tek bir şehre ya da tek bir konuya kapanmaması üzerine

00:12:25 düşünmektir. Başta sorduğumuz soruya şimdi daha yakınız: Bunca bilgi nereden

00:12:30 geliyor? Karşımızda tek bir cevap değil, yıllara dağılmış ilişkiler var. Kitapla

00:12:36 şehir, dille belge, öğretmenle öğrenci arasında kurulan ilişkiler. Ve kendi

00:12:41 hayatımı anlatırken bile, yalnızca benden söz etmiş olmuyoruz. Çünkü öğrenilmiş

00:12:47 bir şey, başka birinin sorusuna değdiğinde

00:12:50 artık yalnızca onu öğrenen kişiye ait değildir.

00:12:53 Burada birinci şahıs canlandırması sona eriyor. İlber Ortaylı’nın yaşamının son

00:12:59 bölümüne artık dışarıdan bir anlatıcıyla bakıyoruz. İlber Ortaylı, on üç Mart

00:13:04 iki bin yirmi altıda, yetmiş sekiz yaşında hayatını kaybetti. Ölümünü anlatmak

00:13:10 için ona son bir söz, son bir düşünce ya da belgelenmemiş bir veda sahnesi

00:13:15 eklememize gerek yok. Hayatının izlerini taşıyan kitaplar, dersler, programlar

00:13:21 ve kurumsal kayıtlar zaten önümüzde. Bu izlerin hepsi aynı şeyi anlatmıyor.

00:13:26 Akademik çalışmalar, belirli soruların peşinden giden araştırmacıyı gösteriyor.

00:13:32 Söyleşi kitapları, kendi yaşamını anlatan kişiyi. Televizyon kayıtlarıysa belli

00:13:37 bir anda, belli bir soruya cevap veren konuşmacıyı. Bunlardan birini alıp bütün

00:13:43 hayatının yerine koymak, diğerlerini görünmez kılar. Onu yalnızca hızlı

00:13:48 cevapların sahibi olarak hatırlamak, cevaba ulaşmak için geçen yılları

00:13:53 unutturabilir. Yalnızca görevlerini sıralamak ise öğrenciliğini, farklı

00:13:58 şehirlerdeki eğitimini ve öğretmenlerini aradan çıkarır. Bir insanın tanınmış

00:14:04 yüzü, bütün hayatı değildir. Bu biyografinin bize sunduğu yol da onun her

00:14:09 değerlendirmesine katılmak zorunda olduğumuz anlamına gelmez. Tarihçinin

00:14:14 metni okunabilir, kanıtları incelenebilir, yorumları başka araştırmalarla

00:14:19 karşılaştırılabilir. Bir yazarı ciddiye almakla, söylediklerini sorgulanamaz

00:14:25 kabul etmek aynı şey değildir. Şimdi başlangıçtaki kısa videoya dönelim. Bir

00:14:30 soru geliyor, cevap başka bir şehre ve başka bir yüzyıla uzanıyor. Bu kez

00:14:35 görüntünün arkasında daha fazlasını görebiliyoruz: Bregenz’de başlayan bir

00:14:41 hayat, İstanbul ve Ankara’daki okul yılları, Viyana’da öğrenim, Chicago’da

00:14:46 Halil İnalcık’la çalışma, arşivler, sınıflar ve Topkapı. Aralarındaki yolu bir

00:14:51 efsaneye çevirmeden de etkileyici bulabiliriz. Göçmen kampındaki çocuk

00:14:56 geleceğini bilmiyordu. Öğrenciyken, sonradan yazacağı bütün kitaplar henüz

00:15:02 yazılmamıştı. Geriye bakınca düz bir çizgi gibi görünen şey, yaşanırken

00:15:07 tamamlanmamış bir hayattı. İlber Ortaylı’nın hikâyesi, her şeyi bilen bir

00:15:12 insan masalı olarak değil, öğrenmeye ayrılmış bir ömür olarak anlatıldığında

00:15:18 daha görünür oluyor. Ekrandaki cevap bitiyor. Fakat o

00:15:21 cevabın dayandığı kitabı açmak, bizim elimizde kalıyor.

İlgili yapımlar