Münazaralar · Mevcut sürümler

Kopenhag 1941: Atom Bombasının Suçu Kimin?

Oynatıcı, gelişmiş gizlilik modunda YouTube’a bağlanır. Oynatma, yalnızca Oynat seçeneğini kullandığınızda başlar. YouTube cihaz ve izleme bilgilerini işleyebilir; gizlilik bildirimimizi okuyun. Gizlilik

YouTube’da izle
Yayıncı
SiliconJury
Dil
tr · Özgün sürüm
YouTube yayın tarihi
Süre
27m34s

Bölümün konusu

Bilim insanları, geliştirdikleri kitle imha silahlarının devletler tarafından siyasi ve askeri amaçlarla kullanılmasının ahlaki sorumluluğunu doğrudan taşır.

1941 Kopenhag görüşmesinden Los Alamos'a uzanan çizgide, atom bombasının inşası ve bilim insanının sorumluluğu sorgulanıyor. Niels Bohr bilim insanının ahlaki yükümlülüğünü ve siyasi müdahale zorunluluğunu savunurken, Werner Heisenberg bilimsel araştırmanın sınırlarını ve devlete bağlılığın yarattığı açmazları dile getiriyor. Bu hesaplaşma, bilimsel keşif ile suç ortaklığı arasındaki ince çizgiyi inceliyor.

Mevcut sürümler

Temsil edilen figürler

Kaynaklar ve referanslar

Bu herkese açık sürüm kaydında kaynak referansları belirtilmemiştir.

Bölümler

  1. 0:00 Giriş
  2. 0:10 1. Tur — Niels Bohr: Bu, yapay zekâyla yazılmış tarihsel bir…
  3. 1:07 1. Tur — Werner Heisenberg: Ben Werner Heisenberg, kuantum…
  4. 2:02 2. Tur — Niels Bohr: Mektup taslağı bana ait
  5. 2:55 2. Tur — Werner Heisenberg: Savaş sonrasında Jungk'a…
  6. 3:47 3. Tur — Niels Bohr: Çizgiyi yalnızca sonuca bakarak çekmem
  7. 4:43 3. Tur — Werner Heisenberg: Katkıyı küçük göstererek…
  8. 5:34 4. Tur — Niels Bohr: Bin dokuz yüz otuz dokuzda Leo Szilard'ın…
  9. 6:29 4. Tur — Werner Heisenberg: Evet, imza bir eylem
  10. 7:19 5. Tur — Niels Bohr: Rotblat bin dokuz yüz kırk dördün…
  11. 8:16 5. Tur — Werner Heisenberg: Bu ayrılışı bir ölçüt olarak…
  12. 9:05 6. Tur — Niels Bohr: Sorunun bana gelmesi gerekiyor
  13. 9:59 6. Tur — Werner Heisenberg: Böylece tartışmanın gerçekten…
  14. 10:46 7. Tur — Niels Bohr: On yedi Temmuz bin dokuz yüz kırk beş…
  15. 11:41 7. Tur — Werner Heisenberg: Tam da bu yüzden “uyardı” ile…
  16. 12:31 8. Tur — Niels Bohr: On bir Haziran tarihli Franck Raporu…
  17. 13:28 8. Tur — Werner Heisenberg: O sınır önemli, Niels
  18. 14:20 9. Tur — Niels Bohr: Ağustos bin dokuz yüz kırk beşe gelelim
  19. 15:31 9. Tur — Werner Heisenberg: Tek başına o cümleden anlayamayız
  20. 16:21 10. Tur — Çürütme — Niels Bohr
  21. 17:15 10. Tur — Werner Heisenberg: O zaman iki farklı belirsizliği de…
  22. 18:06 11. Tur — Niels Bohr: Hayalî bir sistem düşünelim: İnsanlara…
  23. 19:05 11. Tur — Werner Heisenberg: Bu örnekte önce bildirimin…
  24. 19:53 12. Tur — Niels Bohr: Başta kapalı bir görüşmenin…
  25. 20:50 12. Tur — Werner Heisenberg: Benim son itirazım da tam o sınıra
  26. 21:46 Jüri — Joseph Rotblat
  27. 22:54 Jüri — Leo Szilard
  28. 24:00 Jüri — Max Born
  29. 25:04 Jüri — J. Robert Oppenheimer
  30. 26:15 Jüri — Albert Einstein

Yayımlanmış transkript

Yapay zekâ destekli tarihsel canlandırma

00:00:10 Bu, yapay zekâyla yazılmış tarihsel bir canlandırma; gerçek bir konuşma kaydı

00:00:15 değil. Sonradan açılan belgeleri de inceleyebildiğimiz hayalî bir

00:00:20 buluşmadayız. Ben Niels Bohr, Danimarkalı bir fizikçiyim. Eylül bin dokuz yüz

00:00:25 kırk birde, ülkem Nazi işgali altındayken Werner Heisenberg beni Kopenhag'da

00:00:30 ziyaret etti. Bugün o görüşmenin gizli tutanağını açıklamayacağız. Çünkü

00:00:35 elimizde böyle bir tutanak yok. Ama masaya başka bir şey koyacağız: Bir bilim

00:00:40 insanı, bilgisinin silaha dönüşmesinde nerede sorumluluk üstlenir? Benim burada

00:00:45 savunacağım düşünce şu: Bir tehlikeyi anlayabilecek konumdaysanız, onu

00:00:50 başkalarının kararına bırakmanız sizin bütün sorumluluğunuzu ortadan kaldırmaz.

00:00:56 Bilimsel katkı yalnızca kâğıtta kalmıyorsa, sorumluluk da laboratuvarın

00:01:00 kapısında bitemez. Werner, bu kez önce hesabı

00:01:03 değil, hesabı yapan insanın sınırlarını konuşalım.

00:01:07 Ben Werner Heisenberg, kuantum fiziği üzerine çalışmış ve savaş sırasında

00:01:11 Almanya'nın nükleer araştırmalarında yer almış bir fizikçiyim. Niels, o kapının

00:01:17 dışında sorumluluk bulunmadığını savunmayacağım. Fakat üç ayrı eylemi tek

00:01:21 bir kelimeye sıkıştırmayalım: Bir şeyi keşfetmek. Belirli bir silahın

00:01:26 geliştirilmesine katkı vermek. O silahın kullanılmasına karar vermek. Başlıktaki

00:01:31 “suç” kelimesi bunları aynı gösterirse, daha tartışmaya başlamadan hükmü vermiş

00:01:36 oluruz. Burada ceza mahkemesi değil, ahlaki sorumluluk konuşuyoruz.

00:01:40 Karşımızdaki beş jüri üyesinin de bilimle kamusal kararlar arasında kendilerine

00:01:45 ait geçmişleri var. Bu hayalî masada hiç kimsenin ünü, soruların dışında

00:01:50 kalmasını sağlamayacak. Seninki de benimki de. Önce ilk belgeyi açalım: Yıllar

00:01:55 sonra yazılmış ama hiç gönderilmemiş bir mektup. Bir

00:01:58 mektup, geçmişteki bir niyeti ne kadar açıklayabilir?

00:02:02 Mektup taslağı bana ait. Savaştan yıllar sonra, senin Robert Jungk'a aktardığın

00:02:07 anlatıya karşı kendi hatırladıklarımı yazdım. Taslakta, konuşmamızın bende

00:02:13 Almanya'nın atom silahları üzerine çalıştığı izlenimini bıraktığını anlattım.

00:02:18 Bu, o gün senin zihninin içini gördüğüm anlamına gelmez. Benim sonraki

00:02:23 hatırlayışımın kaydıdır. Aradaki fark önemli. Bir arkadaşın, işgal altındaki

00:02:29 ülkene gelir; dünyanın gidişini değiştirebilecek bir araştırmadan söz

00:02:34 eder. Bunu bir uyarı olarak da duyabilirsin, bir imkânın haberi olarak

00:02:39 da. Karşı tarafın ne amaçladığıyla senin ne anladığın aynı olmayabilir. Bu

00:02:44 yüzden sorumu niyet okumadan soracağım: Kendi anlatında, o buluşmada neyi

00:02:49 konuşmaya çalıştığını söyledin? Ve bunu

00:02:52 söylerken hangi belirsizliği kabul ettin?

00:02:55 Savaş sonrasında Jungk'a yazdığım mektupta, nükleer araştırmanın savaş

00:02:59 sırasında sürdürülmesinin uygun olup olmadığını konuşmaya çalıştığımı anlattım.

00:03:04 Bu anlatı, yıllar sonra hatırladıklarıma dayanıyordu; konuşmanın tam sözlerini

00:03:09 aktarabildiğim iddiasını taşımıyordu. Bu iki parçayı birlikte duymak gerekiyor.

00:03:14 Hatırladığımı söylemem, hatırladığım her şeyi doğrulamaz. Senin taslağınla benim

00:03:20 açıklamam, sanki aynı gün tutulmuş iki stenograf kaydıymış gibi okunamaz.

00:03:24 Dolayısıyla buradan “bombayı gizlice engelledim” sonucu çıkarmayacağım. Böyle

00:03:29 bir sonucu bu konuşmayla kesinleştiremeyiz. Ama kanıtsız bir niyeti

00:03:34 kabul etmememiz, yapılan işleri incelememizi engellemiyor. Şimdi niyetten

00:03:38 eyleme geçelim. Bir araştırmanın sonradan kötüye kullanılmasıyla, o kullanımı

00:03:43 bilerek mümkün kılmak arasına nerede çizgi çekiyorsun?

00:03:47 Çizgiyi yalnızca sonuca bakarak çekmem. Yıllar önce yazılmış genel bir teoriyle,

00:03:52 bugün belirli bir silah projesindeki engeli kaldırmak aynı eylem değildir.

00:03:58 Gündelik bir örnek düşünelim: Bir araştırmacı, yaptığı işin belirli

00:04:03 insanlara zarar vermek için kullanılacağını gösteren ciddi bilgilerle

00:04:08 karşılaşıyor. Artık mesele, dünyadaki her kötü ihtimali tahmin etmesi değil.

00:04:13 Önüne gelmiş somut bilgiyi ne yaptığı. Benim savunduğum doğrudanlık burada

00:04:18 başlıyor: Kendi bildiğini değerlendirme, riskini açıklama ve katkısını yeniden

00:04:24 gözden geçirme yükümlülüğü başka birine devredilemez. Bu, sonucun bütün yükünü

00:04:29 tek başına taşıması demek değil. İtirazın haklı bir ayrımı zorluyor, Werner.

00:04:35 Fakat bu ayrım, insanın kendi katkısını küçücük göstererek

00:04:39 bütünden saklanmasına da dönüşebilir. Onu nasıl önleyeceğiz?

00:04:43 Katkıyı küçük göstererek değil, gerçekten ne olduğunu belirleyerek. Bir uyarıyı

00:04:49 saklamak, bir görevi kabul etmek, bir projeden ayrılmak: Bunlar

00:04:53 araştırılabilecek eylemler. “Zaten bilim insanıydı” demek ise bir eylem tanımı

00:04:58 değil. Ayrıca tehlikeden haberdar olmakla, sonucu önleyebilmek farklı şeyler.

00:05:03 İkisini karıştırırsak yalnızca bilgisi olan kişiye, sahip olmadığı bir yetki de

00:05:09 yükleriz. Senin uyarma yükümlülüğüne itirazım yok. İtirazım, bu yükümlülüğün

00:05:14 her durumda silahın kullanımından doğrudan sorumlulukla aynı sayılmasına. Bunu

00:05:19 soyut bırakmayalım. Masada bir imza var; sahibi bombayı geliştiren ekipte

00:05:24 çalışmadı. Buna rağmen adı bu hikâyeden hiç ayrılmadı. Albert Einstein'ın

00:05:29 imzası, onun denklemlerinden farklı bir sorumluluk mu doğuruyordu?

00:05:34 Bin dokuz yüz otuz dokuzda Leo Szilard'ın hazırladığı ve Einstein'ın imzaladığı

00:05:39 mektup, Amerikan Başkanı Roosevelt'e nükleer silah ihtimalini haber veriyordu.

00:05:44 Bir teorinin yayımlanması değil, belirli bir makamın dikkatini belirli bir

00:05:49 tehlikeye yönelten bir eylemdi. Aradaki fark şu: Denklem, neyin mümkün

00:05:54 olabileceğini anlatır. Böyle bir mektup ise birinin harekete geçmesini amaçlar.

00:05:59 Aynı bilim insanı her ikisini yapabilir; ama onları aynı gerekçeyle

00:06:04 değerlendiremeyiz. Yine de o tek mektup bütün sonraki kararları açıklamaz.

00:06:09 Manhattan Projesi'ni yalnızca bir imzanın kaçınılmaz sonucu gibi anlatmak,

00:06:14 aradaki yılları ve başka insanların seçimlerini siler. Ben burada bir kişiyi

00:06:19 bütün hikâyenin sahibi yapmıyorum. Kendi eyleminin sahibinin o kişi olduğunu

00:06:24 söylüyorum. Uyarıda bulunmak bile sonuçlarını sorgulamayı gerektirebilir.

00:06:29 Evet, imza bir eylem. Fakat mektubun dayandığı tehlike değerlendirmesi de

00:06:34 eylemin bağlamının parçası. Sonradan bildiklerimizle, o gün bir tehditten kaygı

00:06:40 duymuş olmayı aynı kefeye koyamayız. Bu, her korkunun her tercihi haklı

00:06:44 çıkarması demek değil. Önce korkunun neye dayandığını, neyin bilindiğini ve

00:06:49 nelerin varsayıldığını ayırmak gerekiyor. Burada daha zor bir aşama var:

00:06:54 Başlangıç gerekçen değişirse ne yaparsın? Önceden verdiğin karar seni sonsuza

00:07:00 kadar bağlar mı? Bir araştırmaya girerken kabul ettiğin neden, o araştırmada

00:07:05 kalmaya devam etmenin nedeni olabilir mi? Bu soruya yalnızca bir mektup değil,

00:07:10 bir ayrılış da eşlik ediyor. Joseph Rotblat projeden ayrıldı. Ama onun

00:07:15 çıkabildiği bir kapı, herkes için aynı biçimde açık mıydı?

00:07:19 Rotblat bin dokuz yüz kırk dördün sonlarında Los Alamos'tan ayrıldı. Sonraki

00:07:24 anlatımında, çalışmaya katılma gerekçesini Almanya'nın önce atom bombası

00:07:30 yapacağı korkusuyla ilişkilendirdi; bu gerekçenin artık geçerli olmadığına

00:07:35 inandığını anlattı. Buradan “diğer herkes aynı bilgiyi biliyordu” sonucu

00:07:40 çıkaramam. Ama bir insanın kendi gerekçesini yeniden incelemiş olması,

00:07:46 masaya somut bir karşı soru koyar: Başlarken verdiğimiz cevabı, koşullar

00:07:51 değiştiğinde tekrar vermek zorunda değil miyiz? Yapılmış iş, gelecekte yapılacak

00:07:57 işin otomatik gerekçesi olamaz. Harcanmış yıllar da tek başına devam etme nedeni

00:08:03 değildir. Rotblat'ın ayrılışı bütün projeyi durdurmadı. Fakat benim sorum

00:08:08 zaten tek bir kişinin bütün dünyayı durdurması değil.

00:08:12 Kendi katkısını sürdürmek için neye dayanacağı.

00:08:16 Bu ayrılışı bir ölçüt olarak tartışabiliriz; herkes için hazır bir

00:08:20 hükme dönüştüremeyiz. Rotblat'ın daha sonraki açıklaması, onun gerekçesini

00:08:25 bildiriyor. Her çalışanın aynı anda aynı istihbarata, hareket alanına veya

00:08:30 dışarı çıkma imkânına sahip olduğunu göstermiyor. Ayrılmanın sonucu da tek

00:08:35 başına belli değil. Bazı durumlarda katkı çekilir; bazılarında içeriden yapılan

00:08:40 uyarının etkisi de kaybolabilir. Hangisinin yaşandığı ayrıca kanıt ister.

00:08:45 Demek ki sorumluluk yalnızca “kaldı mı, gitti mi?” sorusuyla ölçülemiyor.

00:08:50 Kalırken ne yaptığı, giderken neyi bıraktığı da önemli. Şimdi baştaki sözümü

00:08:55 tutayım, Niels. Sadece benim dosyam açık kalmayacak. Sen de daha sonra Manhattan

00:09:00 Projesi'ne danışmanlık yaptın. Aynı soruyu

00:09:03 kendi katkına yönelttiğinde ne değişiyor?

00:09:05 Sorunun bana gelmesi gerekiyor. Bin dokuz yüz kırk üçte Danimarka'dan

00:09:10 ayrıldıktan sonra, Manhattan Projesi kapsamında Los Alamos'a danışman olarak

00:09:16 katkı verdim. Bu geçmişi dışarıda bırakıp yalnızca senin kararlarını sorgulamam

00:09:21 tutarlı olmaz. Ama burada kendime kahramanlık veya suçluluk belgesi

00:09:26 düzenlemeyeceğim. Aynı araştırma gerekli: Ne biliyordum, hangi işi yaptım, hangi

00:09:32 kaygıları dile getirdim ve hangi kararları verebilecek konumdaydım? Kendi

00:09:37 hayatımın karmaşık olması, sorumluluk sorusunu ortadan kaldırmıyor. Tersine, onu

00:09:42 basit bir “iyi bilim insanı, kötü bilim insanı” hikâyesi olarak anlatmamızı

00:09:48 engelliyor. Benim savunduğum ölçüt bana da uygulanmalı. Bunun ülkeleri,

00:09:53 yönetimleri veya yapılan bütün işleri aynı

00:09:56 saymak anlamına gelmediğini de açık tutalım.

00:09:59 Böylece tartışmanın gerçekten zor yerine geldik. Aynı ölçütü kullanmak, her

00:10:04 durumdan aynı sonucu çıkarmak değildir. Bir araştırmaya verilen katkının türü,

00:10:09 eldeki bilgi ve kişiye açık seçenekler farklı olabilir. Seni danışman olduğun

00:10:14 için bütün sonraki kararların sahibi sayamam. Ama danışmanlıkta verdiğin görüşü

00:10:19 de sanki hiç verilmemiş gibi silemem. Aynı ayrım benim çalışmalarım için de

00:10:23 gerekli. Bu masada unvanlardan ziyade fiillere ihtiyacımız var: Geliştirdi.

00:10:28 İmzaladı. Bildirdi. İtiraz etti. Karar verdi. Her fiilin arkasında farklı bir

00:10:33 kayıt aranır. Sıradaki fiil “itiraz etti.” Bir bilim insanı uyarısını yazıya

00:10:38 dökerse, üzerine düşeni tamamlamış olur mu? Szilard'ın dilekçesi bize bu soruyu

00:10:43 kolaylaştırmayacak; daha da keskinleştirecek.

00:10:46 On yedi Temmuz bin dokuz yüz kırk beş tarihli Szilard dilekçesine bakalım.

00:10:51 Metin, Japonya'ya teslim koşulları açıklanıp fırsat tanınmadan atom

00:10:56 bombalarının kullanılmamasını istiyor; bundan sonraki adımın da ahlaki

00:11:01 sorumluluklarının değerlendirilmesini talep ediyordu. Yani bunu “her koşulda,

00:11:07 sonsuza kadar kullanım yasağı” diye özetlemek doğru olmaz. Belgenin gerçekten

00:11:12 istediği şey, popüler anlatıdaki kısa sloganından daha belirli. Benim açımdan

00:11:18 önemli olan, bilimsel kaygının kayıtlı bir itiraza dönüşmesi. Fakat imza atmak

00:11:23 bütün sonraki davranışları otomatik olarak aklamaz. İmzadan önce ve sonra hangi

00:11:29 katkıların sürdüğünü de incelemek gerekir. Bir belge insanın ne söylediğini

00:11:34 gösterebilir. Ne kadar etkili olduğunu ve daha

00:11:38 ne yapabildiğini ise tek başına göstermez.

00:11:41 Tam da bu yüzden “uyardı” ile “önleyebildi” arasında bir boşluk var. Bir

00:11:46 bilim insanına yetkisi bulunmayan bir kararın tamamını yüklersek, kararı

00:11:50 alanların payını da fark etmeden silikleştiririz. Öte yandan dilekçe,

00:11:55 “bilim insanı yalnızca hesap yapar” cümlesini de zorlaştırıyor. Bazıları

00:12:00 sonuçlar üzerine görüş bildirdi; bunu belgelerden biliyoruz. Burada iki ayrı

00:12:05 inceleme var. Uyarının içeriği neydi? Uyarıyı alan karar düzeni bununla ne

00:12:10 yaptı? Birincinin cevabı, ikincinin yerine geçmez. Ve bilim insanları kendi

00:12:15 aralarında da tek bir cevap vermediler. Haziran ayında hazırlanmış iki belgeyi

00:12:20 yan yana koyarsak bunu görebiliriz. Biri gösteri önerisini gündeme getiriyor;

00:12:25 diğeri neden buna katılmadığını açıklıyor.

00:12:28 Hangisi fizik, hangisi geleceğe ilişkin varsayım?

00:12:31 On bir Haziran tarihli Franck Raporu, savaşta kullanımdan önce bir gösteri

00:12:36 seçeneğini savunuyordu. Beş gün sonraki Bilimsel Panel metni ise doğrudan askerî

00:12:41 kullanım dışında kabul edilebilir bir seçenek görmediğini bildiriyordu.

00:12:46 Oppenheimer da o paneldeydi. Burada bu iki öneriden hangisinin tarihî sonucu

00:12:51 değiştireceğine ilişkin kesin bir hüküm vermiyoruz. Böyle bir sonucu deneyle

00:12:56 tekrar yaşayamayız. Benim dikkat çektiğim ayrım başka: Bir düzeneğin çalışıp

00:13:01 çalışmayacağını incelemekle, insanların ve devletlerin ona nasıl karşılık

00:13:06 vereceğini öngörmek aynı uzmanlık değil. Belgenin bilim insanları tarafından

00:13:11 yazılması, içindeki bütün varsayımları fizik yasasına dönüştürmez. Üstelik

00:13:16 panel, siyasi, toplumsal ve askerî sorunları çözmede özel bir yetkinlik

00:13:21 iddiasında bulunmadığını kendi metninde belirtiyordu.

00:13:25 Bu sınırı okumadan önerisini okumak eksik kalır.

00:13:28 O sınır önemli, Niels. Aynı bilgi çevresinden gelen insanların farklı

00:13:33 öneriler geliştirmesi, hesaplardan tek bir zorunlu karar çıkmadığını gösteriyor.

00:13:38 Ama bir önerinin belirsizlik içermesi, onu söyleyen kişinin hiçbir sorumluluğu

00:13:43 olmadığı anlamına da gelmez. Tavsiyeyi verirken hangi kanıta dayandığı ve

00:13:48 belirsizliği ne kadar açık söylediği incelenebilir. İtirazım yine aynı noktada:

00:13:53 Daha sonraki sonucun bilinmesi, önceki bütün öngörüleri geriye dönük olarak

00:13:58 kolaylaştırmamalı. “Başka türlü olsaydı kesin şunlar olurdu” cümlesini, hangi

00:14:03 taraf kurarsa kursun, kanıtlanmış bilgi sayamayız. Şimdi bu belgelerdeki

00:14:08 kelimelerin dışına çıkalım. “Başarılı” dendiğinde neyin başarılı olduğunu

00:14:12 soralım. Bir teknik hedefin gerçekleşmesiyle insanlar

00:14:16 açısından ortaya çıkan sonuç, aynı değerlendirme midir?

00:14:20 Ağustos bin dokuz yüz kırk beşe gelelim. Amerika Birleşik Devletleri altı

00:14:25 Ağustos'ta Hiroşima'ya, dokuz Ağustos'ta Nagazaki'ye atom bombası attı.

00:14:30 Belgelerde 'kullanım' diye okuduğumuz kelimenin, bu kentlerde yaşayan insanlar

00:14:36 için gerçek sonuçları vardı. Bir laboratuvarda başarı, beklenen sonucun

00:14:41 elde edilmesi olabilir. O başarı savaşta kullanıldığında ise hesabın dışında

00:14:46 kalan insanların hayatları da meselenin içine girer. Bu ikinci soruyu, ilk hesap

00:14:52 doğru çıktı diye kapatamayız. Görünmez bir sınır hayal edelim: Sınırın bir

00:14:57 yanında ölçümler, öte yanında sonuçları yaşayan insanlar. Ben bu sınırın ahlaki

00:15:03 bir duvar gibi kullanılamayacağını savunuyorum. Yine de acının büyüklüğünden

00:15:08 doğrudan her araştırmacının aynı ölçüde sorumlu olduğu sonucu çıkmaz. Katkıları

00:15:14 ayrı ayrı inceleme itirazını koruyorum. Werner, “kararı ben vermedim” demek

00:15:19 hangi durumda gerçek bir yetki sınırını anlatır; hangi durumda kendi katkısına

00:15:25 bakmayı erteleyen bir cümleye dönüşür?

00:15:28 Bence izleyicinin düğümlendiği yer burası.

00:15:31 Tek başına o cümleden anlayamayız. Ardına kayıt koymak gerekiyor. Kişi neyi

00:15:36 onayladı, neyi yalnızca öğrendi, neye itiraz etti? Başkalarının kararına ne

00:15:41 ölçüde katkı verdi? Bir uçağın bütün yolculuğunu yalnızca bir parçayı yapan

00:15:46 kişiye anlatamazsın. Ama parçayı yapan kişinin bildiği somut bir tehlikeyi

00:15:50 gizlemesini de “uçuşu o yönetmiyordu” diyerek geçiştiremezsin. Bu, tarihsel bir

00:15:56 olay iddiası değil; ayrımı görmek için bir örnek. Sen sonuca bakılmasını

00:16:00 istiyorsun. Ben sonucun içindeki ayrı eylemlerin kaybolmamasını istiyorum. İkisi

00:16:06 beraber yapılabilir; aralarındaki sınır yine tartışmalıdır. Asıl tehlike, bütün

00:16:11 belgeleri gördüğümüz bugünden geçmişe dönüp, o belgelerin o gün herkesin elinde

00:16:16 olduğunu sanmak. Şimdi masadaki dosyaları tarih sırasına koymamızın nedeni bu.

00:16:21 Tarih sırasına koyalım. O gün alınmış bir mektup, yıllar sonra yazılmış bir

00:16:26 hatıra ve bugün yapılan bir yorum aynı tür kanıt değildir. Kopenhag

00:16:31 görüşmesindeki belirsizliği de bu yüzden saklamadık. İnsandan geleceği kusursuz

00:16:37 bilmesini bekleyemeyiz. Benim ölçütüm, önüne gelen ciddi bilgiyi makul biçimde

00:16:42 değerlendirmesi. Geleceğin tamamını görememek, görülebilen kısmı hiç

00:16:47 konuşmamak için yeterli gerekçe olmayabilir. Fakat bu cümleyi kişiye

00:16:52 uygularken ayrıntıya ihtiyacımız var. Bilgi gerçekten ona ulaşmış mıydı?

00:16:57 Güvenilir miydi? Başka açıklamalar var mıydı? Söylemesinin veya çekilmesinin

00:17:03 önünde ne bulunuyordu? Bir dosyada bu soruların bazılarına cevap yoksa, boşluğu

00:17:08 etkileyici bir hikâyeyle doldurmamalıyız. İzleyicinin

00:17:12 merakı, bizim bilgi sınırımızı değiştirmez.

00:17:15 O zaman iki farklı belirsizliği de ayıralım. Gelecekte ne olacağını bilmemek

00:17:20 başka; geçmişte bir kişinin ne yaptığını bugün tam bilememek başka. İkisini

00:17:25 “hiçbir şey bilinemez” başlığına toplamak gereksiz. Birincisi, o günkü kararın

00:17:30 koşullarını belirler. İkincisi, bizim bugün ne kadar ileri bir değerlendirme

00:17:35 yapabileceğimizi sınırlar. Bilmediğimiz yerleri açık tutmak, bildiğimiz

00:17:40 eylemleri saklamak değildir. Bu noktada görüşmemizin gizemi tümüyle çözülmedi.

00:17:45 Ama değerlendirmeyi neye dayandırmamız gerektiği daha belirgin. Şimdi tarihi

00:17:50 değiştirmeden bir düşünce deneyi yapabiliriz. Önümüzde atom araştırması

00:17:54 değil, insanları etkileyen bir yapay zekâ sistemi olsun. Aynı “ben sadece

00:17:59 geliştirdim” cümlesi burada nasıl sınanır? Bu, bizim geçmişte

00:18:03 söylediğimiz bir söz değil; bugünkü senaryonun sorusu.

00:18:06 Hayalî bir sistem düşünelim: İnsanlara yardım başvurularında kullanılan bir

00:18:12 yazılım. Denemelerde bazı başvuruları sistemli biçimde yanlış değerlendiriyor.

00:18:18 Geliştirici bu sonucu görüyor; ürünü kullanacak kişi ise henüz bilmiyor. Atom

00:18:23 bombasıyla bu yazılımın zararını aynı saymıyoruz. Yalnızca bir ilişkiden söz

00:18:29 ediyoruz: Bir tarafta özel bilgi, diğer tarafta o bilgiye dayanarak karar

00:18:34 verecek insanlar var. Benim sorumluluk yorumumda, geliştiricinin bu bulguyu

00:18:40 açıkça bildirmesi ayrı bir yükümlülük. “Son kararı kullanıcı verir” demesi,

00:18:45 kendi elindeki bilgiyi ne yaptığı sorusunu cevaplamaz. Ama bu bilgi gerçekten

00:18:51 aktarıldıysa, başka bir kişinin sonraki kararı ayrıca incelenmeli. Tartışmamızın

00:18:56 başından beri aradığım şey tam bu: Paylaşılan sorumluluğun, herkesin

00:19:01 sorumluluktan çıkabildiği bir boşluğa dönüşmemesi.

00:19:05 Bu örnekte önce bildirimin kendisine bakarım. Sonuç açıkça anlatılmış mı?

00:19:10 Sınırlamalar belirtilmiş mi? Sistemi kullanan kişi uyarıyı görmüş mü? Yazılım

00:19:14 amaçlanan kullanımın dışında mı çalıştırılmış? Bilginin saklanmasıyla,

00:19:19 açık bir uyarıya rağmen başka birinin aldığı karar aynı durum değil. Sorumluluğu

00:19:24 ayırmak burada geliştiriciyi korumak için bir kelime oyunu değil; olayın nasıl

00:19:29 gerçekleştiğini anlayabilmek için gerekli. Sen bilgiye bağlı yükümlülüğü öne

00:19:33 çıkarıyorsun. Ben o yükümlülüğün ihlaliyle her sonraki zarardan doğrudan sorumlu

00:19:38 olmayı ayırıyorum. Başlangıçtaki itirazım hâlâ bu. Şimdi son kez Kopenhag'a

00:19:43 dönelim. Elimizde o günün eksiksiz konuşması yok. Fakat artık bir kişinin

00:19:48 söylemediği varsayılan cümlelerden önce,

00:19:50 hangi soruları sormamız gerektiğini biliyoruz.

00:19:53 Başta kapalı bir görüşmenin arkasındaki niyeti arıyorduk. Sonunda mektuplar,

00:19:58 danışmanlıklar, itirazlar ve farklı karar yetkileri gördük. Tek bir kapının

00:20:03 ardında bütün hikâyenin cevabı yokmuş. Benim bu münazarada savunduğum tez şu

00:20:08 biçimde anlaşılmalı: Bilim insanı, bilgisinin öngörülebilir kullanımına

00:20:13 ilişkin kendi ahlaki yükümlülüğünü yalnızca başkaları karar veriyor diye

00:20:18 devredemez. Bunun, keşfedilen her doğa yasasından doğan her zararın otomatik

00:20:24 olarak kâşifine yüklenmesi anlamına geldiği yorumuna katılmıyorum. “Doğrudan

00:20:29 sorumluluk” sözünün nerede fazla genişlediğini senin itirazın görünür

00:20:34 kıldı. Yine de yalnızca son yetkiliyi konuşan bir değerlendirme, ondan önceki

00:20:39 bilinçli katkıları dışarıda bırakabilir. Jürinin benim görüşüme soracağı zor

00:20:44 soru bu sınırın nerede başladığı olmalı. Ünüm

00:20:47 veya kendi geçmişim, o sorunun cevabı değil.

00:20:50 Benim son itirazım da tam o sınıra. Uyarma ve kendi katkısını gözden geçirme

00:20:55 yükümlülüğüyle, bir silahın kullanımından doğrudan sorumluluk aynı önerme değil.

00:21:01 İlkini kabul eden biri, ikincisinin her bilim insanına uygulanmasını yine

00:21:06 reddedebilir. Hiç kimseyi yalnızca “bilim yaptım” diyerek incelemenin dışına

00:21:11 çıkarmıyorum. Fakat katkı, bilgi, seçenek ve yetki gösterilmeden kişiye bir

00:21:16 sonucun tamamını da yüklemiyorum. Bu yüzden Kopenhag'da gizlice ne amaçladığıma

00:21:21 ilişkin kesin bir sonuç vaat etmedim. Savunmamı kanıtlanmamış bir kahramanlık

00:21:27 hikâyesinin üzerine kuramam. Şimdi beş jüri üyesi, kendi tarihsel deneyimleriyle

00:21:32 bağlantılı olarak bu ayrımları inceleyecek. Onların sözleri de bu yapay

00:21:37 zekâ canlandırmasının parçası; tarihî karar tutanakları değil. İlk soru

00:21:42 Rotblat'a ait: Ayrılmak bize neyi gösterir, neyi göstermez?

00:21:46 Ben Joseph Rotblat. Los Alamos'ta çalıştım ve bin dokuz yüz kırk dördün sonunda

00:21:51 projeden ayrıldım. Daha sonraki anlatımımda, Almanya'ya ilişkin başlangıç

00:21:56 kaygımın artık geçerli olmadığına inandığımı açıkladım. Bu, kendi kararım

00:22:01 için verdiğim gerekçedir; herkesin aynı bilgiyi aynı anda bildiğinin belgesi

00:22:06 değildir. Bohr'un sorusu, değişen bir gerekçenin yeniden incelenmesini

00:22:10 gerektiriyor. Heisenberg'in sorusu ise bu yeniden incelemeye hangi seçeneklerin

00:22:16 eşlik ettiğini araştırıyor. Bir dosyada ikisine de ihtiyaç var. Ayrılmanın bir

00:22:21 projeyi durdurmadığı görülebilir. Bundan, ayrılışın ahlaki bakımdan hiçbir anlam

00:22:26 taşımadığı sonucu kendiliğinden çıkmaz. Aynı şekilde, ayrılan bir kişi bulunması

00:22:32 da kalan herkes hakkında tek başına hüküm verdirmez. Benim bu hayalî jüride açık

00:22:37 bıraktığım soru şu: Kişinin başlangıç gerekçesi değiştiğinde, kendi katkısını

00:22:42 sürdürmesi hangi yeni açıklamayı gerektirir? Szilard'ın önündeki belge,

00:22:47 ayrılmak yerine yazılı olarak itiraz etmenin bu

00:22:50 soruya başka bir cevap olup olamayacağını gösteriyor.

00:22:54 Ben Leo Szilard. Einstein'ın imzaladığı bin dokuz yüz otuz dokuz mektubunun

00:22:59 hazırlanmasında ve bin dokuz yüz kırk beşteki dilekçede rol aldım. İki belge,

00:23:04 aynı insandan çıkan her eylemin aynı amaçla okunamayacağını hatırlatıyor. Bu

00:23:09 tartışmada, bir uyarının varlığıyla etkisi arasındaki ayrım önemliydi. İmza,

00:23:15 kişinin belirli bir talebi desteklediğini gösterir. Talebin kim tarafından

00:23:20 görülüp nasıl işlendiğini ise ayrıca araştırmak gerekir. Dilekçenin koşullu

00:23:25 içeriği de korunmalı. Bir metni olduğundan daha mutlak anlatırsak,

00:23:30 değerlendirdiğimiz şey tarihî eylem değil, kendi hazırladığımız daha kolay bir

00:23:35 örnek olur. Bohr, uyarıda bulunmanın kendi başına son nokta sayılmamasını

00:23:40 istiyor. Heisenberg, karar yetkisinin kimde olduğunu kaybetmememizi istiyor.

00:23:46 Benim önümdeki soru, bir yazının hem sınırını hem önemini aynı anda görebilmek.

00:23:51 Bir sonraki ayrım daha da geriye gidiyor: Henüz bir dilekçe veya proje yokken,

00:23:56 temel bilim araştırmasını nasıl değerlendireceğiz?

00:24:00 Ben Max Born, teorik fizikçiyim. Bin dokuz yüz elli beşte Russell–Einstein

00:24:05 Bildirisi'ni imzalayan bilim insanları arasındaydım. Bu sonraki kamusal tutum,

00:24:10 temel bir araştırmanın kendisiyle aynı tür eylem değildir. Önermenin en çok

00:24:15 açıklama isteyen kelimesi benim için “doğrudan.” Bir doğa yasasının keşfiyle,

00:24:20 belirli bir kullanım konusunda bilgi sahibi olarak verilen karar arasındaki

00:24:25 mesafe her olayda aynı değil. Bohr bu mesafeyi, kişinin özel bilgisine bağlı

00:24:30 yükümlülüklerle ele aldı. Heisenberg, yükümlülükle ortaya çıkan bütün

00:24:34 sonuçlardan sorumluluğun birbirine karışmamasını istedi. Bunlar farklı

00:24:39 sorular; tek bir bilimsel unvanla cevaplanamazlar. Fizikteki belirsizlik de

00:24:44 burada bir kaçış formülü değil. İnsan niyetlerini kuantum kurallarıyla

00:24:48 açıklamıyoruz. Arşivde eksik belge bulunması, fiziksel bir ölçüm sorunu

00:24:53 değil. Şimdi Oppenheimer'ın önünde teoriden farklı bir kayıt var: Araştırma

00:24:58 yönetimi ve belirli bir öneri belgesi. İnceleme o

00:25:01 somut eylemlere geçtiğinde hangi sorular değişiyor?

00:25:04 Ben Robert Oppenheimer. Los Alamos Laboratuvarı'nı yönettim; Haziran bin

00:25:09 dokuz yüz kırk beşte görüş bildiren Bilimsel Panel'de de yer aldım. Bu yüzden

00:25:15 burada kendi katkısından bağımsız, dışarıdan gelmiş bir gözlemciyi

00:25:20 oynamıyorum. Panelin önerisi, o tarihteki bir görüştü. Daha sonra

00:25:24 gerçekleşenlerin tamamını zorunlu kılan bir fizik kanunu değildi. Panel

00:25:29 metnindeki uzmanlık sınırı da öneri kadar görünür tutulmalı. Bohr'un ayırdığı

00:25:35 teknik başarı ile insanlara ilişkin sonuç, yöneticiye yöneltilecek soruları

00:25:40 genişletiyor. Heisenberg'in ayırdığı öneri ile son karar ise farklı kişilerin

00:25:45 eylemlerini tek elde toplamamayı gerektiriyor. Benim bu değerlendirmede

00:25:50 masaya bıraktığım eksik soru şu: Bir uzman, teknik bulgudan daha geniş bir

00:25:56 öneriye geçtiğinde hangi varsayımları açıkça belirtmişti? Kayıt neyi gösteriyor,

00:26:01 biz neyi sonradan ekliyoruz? Bunu cevaplamadan, yalnızca bir ünlü ismi bütün

00:26:07 hikâyenin yerine koyamayız. Einstein'ın önündeki son ayrım da tam bu: Bir isim,

00:26:12 bir imza ve o isme sonradan yüklenen hikâye.

00:26:15 Ben Albert Einstein. Roosevelt'e gönderilen bin dokuz yüz otuz dokuz

00:26:20 mektubunu imzaladım; Manhattan Projesi'nde çalışmadım. Bu iki bilgi birlikte

00:26:25 söylenmeli. Ne imzamı yok sayabiliriz ne de beni bombayı yapan ekibin üyesi gibi

00:26:30 anlatabiliriz. Bu hayalî jürinin sonunda bir matematik formülünden ahlaki hüküm

00:26:35 çıkarmıyoruz. Kopenhag görüşmesinin çözülememiş ayrıntılarını da tamamlanmış

00:26:40 gibi göstermiyoruz. Önümüzde dört ayrı soru kaldı: Kişi ne biliyordu? Neye

00:26:44 katkıda bulundu? Hangi seçenekleri vardı? Hangi kararı gerçekten kendisi verdi?

00:26:49 Bu sorular farklı insanlarda farklı cevaplar bulabilir. Bohr, bilginin

00:26:54 getirdiği yükümlülüğün devredilemeyeceğini vurguladı. Heisenberg, bundan her

00:26:59 sonuç için aynı sorumluluğun çıkmadığını savundu. Aralarındaki ayrım, yalnızca

00:27:04 hangisini daha çok sevdiğimizle çözülemez. Başlangıçtaki soruyu şimdi daha açık

00:27:09 duyabiliyoruz: Bilim insanının sorumluluğu nerede başlar, başkalarının kararı

00:27:14 nerede ayrı bir sorumluluk doğurur? Yorumunuzda bir isimden önce bir ölçüt

00:27:19 yazın; sonra o ölçütü, düşüncenize karşı çıkan bir örneğe de uygulayın.

İlgili yapımlar

Münazaralar · tr

Süpersilahın Vicdanı

Bilim insanları ve devletler, termonükleer silahların geliştirilmesini reddetme yönünde her şeyin üzerinde ahlaki bir yükümlülük taşımaktadır.

Münazaralar · tr

Akımlar Savaşı: Mikroşebekeler Merkezi Güce Karşı

Yerelleştirilmiş doğru akım (DC) mikroşebekeleri, merkezi alternatif akım (AC) şebekelerine kıyasla elektrik enerjisi için daha güvenli, daha dayanıklı ve tekelleşmeden daha uzak bir temel sağlar.